Neden Hep Farklı Günlerde Bayram Oluyor? İngiltere’nin Rolü Nedir?

Yıl 2012
Neredeyse 50 – 60 yıldır, Ramazan ayının başlangıç günü” ya da “Ramazan ve Kurban bayramlarının ilk günü”  içinde yaşadığımız şu toplumda ve tüm dünyada, bu yılda da olduğu gibi bir problem olarak karşımıza çıkmakta.
Peki neden?
Bunun temelde iki nedeni var:
Birincisi, 1970’li yıllara kadar halk, bu konuyu hiç araştırmadan, sorgulamadan devlet ve onun resmi kurumu Diyanet İşleri Başkanlığı ne derse ona harfiyen uyardı.
İkincisi ise; artık 70’li yıllardan itibaren toplumumuzda, Rabbimize sonsuz defa hamd olsun ki bir “İslami Şuurlanma Dönemi” başladı.
Kitle iletişim araçları olan Radyo, Televizyon ve özel kanallar, Telefonlar,ayrıca çeşitli İslami Cemaatleşmeler ve son yıllarda da İnternetin yaygınlaşması, dünya Müslümanları arasında “Bilgi alış verişini” çok hızlandırdı.
İşte bu yavaşta olsa şuurlanma, beraberinde Ramazan, Kurban ve bayramı konularının tafsilatlıca sorgulanmasını gündeme getirdi.
Şimdilerde ise İslami bir Devlet olmamasına rağmen Suudi Arabistan Krallığı’nın Mekke’den yaptığı canlı Televizyon yayınları artık her bir şeyi ayan beyan hale getirdi. “Ümmetin kafasını karıştıran zalimlerin tüm avretleri açığa çıktı”, gizleme, saklama ya da saptırma imkânları minimum seviyeye indi.
Makalemde, bu meselenin “Nihai ve Kökten çözümü” için İslami açıdan fikrimi ortaya koymadan önce aşağıdaki başlıklar altında bir takım hususları sizlere açıklamak istiyorum.
1- Bayram günleri de esasen yine Şer’i hükmü göre belirlenir
2- Dünya Müslümanları farklı günlerde bayram yaptı ve kurban kesti
3- Ümmeti yönetenlerin bu farklı gün belirleme gerekçeleri ne idi?
4- Peki, Fikri ihtilaf ve Fiili uygulama farkını kim ortadan kaldıracak?
Bu konu başlıklarını, aşağıda tek tek ele alıp incelememizdeki Asıl amacım, tüm dünya Müslümanlarının içine düştükleri bu “acı ve acıklı duruma ilaç olacak”Doğru bir fikri ve çözümü sırf Allah rızası için ortaya koymak ve yol göstermektir.
1- Bayram günleri de esasen yine Şer’i hükme göre belirlenir
Malumunuz, İslâm Ümmetinin iki bayramı vardır. Bunlardan biri Kurban Bayramı, diğeri de Ramazan Bayramı’dır.
Ramazan Bayramı, Kameri aylardan biri olan Ramazan ayının bitiminde, Şevval ayının birinci günündeKurban Bayramı da yine Kameri aylardan Zilhicce ayının onuncu gününde kutlanmaya başlanır.
Ramazan bayramı üç gün, Kurban Bayramı dört gündür.
Peygamberimiz (sas) Mekke’den Medine’ye hicret ettiği zaman, Medinelilerin iki bayramı olduğunu öğrendi. Bu durumu gören Resulullah (sas) buyurdular ki:
“Allah-u Teâlâ size kutladığınız bu iki bayram yerine / bayrama bedel olarak daha hayırlısını, Ramazan Bayramı ile Kurban bayramını lütuf olarak vermiştir. “ (Ebu Davud, Salat 239, Nesei, I’deyn, 1; Ahmed binHanbel, Müsned, III, 103)
Ramazan ayının girişi, orucun başlangıcı ve nihayetinde de Ramazan bayramının kutlanma günü şu Hadisle belirlenmiş ve Resulullah (sas) demiştir ki:
“Hilali (Ramazan ayı hilalini) görünce oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın, hava bulutluysa ayı (Ramazan ayını) otuza tamamlayın.” (Müslim, Sıyâm,1081(18-19)
Kurban bayramı günü hakkında ise şu rivayet bize yol göstermektedir:
Peygamber Efendimiz hicretin ikinci senesinde Sevik Gazvesinden dönerek Medine'ye geldiğinin ertesi günü, (yani Zilhicce ayının onuncu günü) Müslümanlarla birlikte namazgâha çıktı. Ezansız ve kametsiz iki rekât namaz kıldırdıktan sonra bir hutbe okudu. Bu hutbelerinde Müslümanlara kurban kesmelerini emretti. Kendileri de iki kurban kesti.
Cabir (ra) diyor ki: "Peygamber Efendimiz (sav) kurban kesme gününde boynuzlu, semiz ve burulmuş iki koç kesti. Onları kesmek için yöneldiği zaman "Ben yüzümü gökleri ve yeri yaratana doğru çevirdim, Ben Allah'a sirk koşanlardan değilim; "Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi Alemlerin Rabbi Allah içindir.. O'nun ortağı yoktur. Ve ben Müslümanlardanım. Ya Rabbi bu kurban sendendir, senin içindir, Muhammed'in ve ümmetinin adına "Bismillahi Allahu Ekber" dedi ve kurbanı kesti." (Ebu Davud, Tirmizi Tac III,207)
Eyyâm-ı Nahr diye ifade edileni Kurban kesme günleri ise Zilhicce ayının 10, 11 ve 12 günleri dir.
Sözün özü, Ramazan ayına başlamasında ve orucun bitip bayram edilmesinde “Hilalin Takibi” nasıl ki bir ölçü olarak ifade edildi ise, Kurban bayramı girişi ve Kurban kesiminde de “Kameri bir ay olan Zilhicce ayı hilal günlerinin takibi”sevgili Peygamberimiz (sas) tarafından bize öğretilmiştir.
2- Dünya Müslümanları yine farklı günlerde bayram yaptı ve kurban kesti
Maalesef ne acıdır ki, bu sene de yine dünya Müslümanları, diğer bazı yıllarda olduğu gibi farklı günlerde bayram yaptılar. Şöyle ki;
Türkiye, Makedonya ve Arnavutluk, 25 Ekim 2012 Perşembe’yi Kurban bayramının ilk günü diyerek bayram yaptı ve kurban kesti.
Suudi Arabistan başta olmak üzere İslam ülkelerinin genelinde ise 26 Ekim 2012 Cuma günü bayrama başladı.
Pakistan, Hindistan, Bangladeş ise 27 Ekim 2012 Cumartesi gününü, Bayramın ilk günü olarak  ilan etti.
PekiÜmmeti yöneten idarecilerin bu farklı gün belirleme gerekçeleri ne idibir de buna bakalım.
Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, “Zilhicce ayının ilk günü 16 Ekim 2012 Salı, Kurban Bayramı’nın ilk günü ise 25 Ekim 2012 Perşembe günüdür” açıklamasında bulundu. Bunu ilan ederken de;
“Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hicri ayların başlangıcını, 27-30 Kasım 1978tarihinde İstanbul’da yapılan Rüyet-i Hilal Konferansı’nda, 21 İslam ülkesinin katılımıyla ve oy birliğiyle alınan kararlar doğrultusunda; yeryüzünün herhangi bir yerinde hilalin görülmesine bağlı olarak, İhtilafı-ı Metalie itibar edilmeksizin, hicri aybaşlarının tespit edileceği ilkesi benimsenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı da hicri aybaşlarını bu ilkeler doğrultusunda belirlemektedir” denildi.
Suudi Arabistan Yüksek Mahkemesi ise başkent Riyad’ daki merkezinde düzenlediği oturumda aldığı kararla, 17 Ekim 2012 Çarşamba gününü, Kameri aylardan Zilhicce ayının 1.günü; 26 Ekim 2012 Cuma gününü ise, Zilhicce ayının 10. günü yani Kurban Bayramının ilk günü olarak ilan etmişlerdir.
Pakistan, Hindistan ve Bangladeş yetkililerinin, 27 Ekim 2012 Cumartesigününü, “Kurban Bayramın ilk günü” olarak ilan etme nedenlerini ise onlardan öğrenebilmiş değiliz.
Bir de herkesin bildiği bir hakikat daha var ki O da şudur:
Türkiye de Diyanet İşleri Başkanlığı’ nın bastırıp, camilere ve halka dağıttığı, namaz vakitleri, dini gün ve geceleri gösteren “Diyanet Takvimi”, en az “bir sene önceden” hazırlanmakta ve basımını yapılmakta, “Gökteki hilalin bayramlar öncesi gözlenmesi” diye bir şey asla söz konusu bile edilmemektedir.
Yani bir sene öncesinden, Ramazan ayının başlangıç ve bitiş günü ve Kurban bayramının ilk günü de adeta planlanmaktadır. Yani astronomik olarak bile “Günlük hilal takibi” diye bir şey kesinlikle söz konusu değildir
Bu nedenle bazı İslam ülkeleri 30 gün oruç tutarken, Türkiye’li Müslümanlar 29 gün oruç tutmaktadır.
Ya da onlar 29 gün oruç tutarken, Türkiye’li Müslümanlar 30 gün oruç tutmakta, yani onlardan bir gün sonra Ramazan bayramı kutlanmaktadır. Özellikle “Ramazan Umre” sine giden kardeşlerimiz bu hususu defalarca dile getirmişlerdir.
3- Ümmeti yönetenlerin bu farklı gün belirleme gerekçeleri ne idi.
Türkiye’de resmi kurumlar olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Kandilli Rasathanesi, dini gün ve geceleri belirleme konusunda “yetkili” kılınmışlardır.
Gökyüzündeki hilalin, Resulullah (sas) in Sünnetine uygun olarak, çıplak gözle görülmesi ve gözlenmesi yerine sadece Astronomik yaklaşımı, bu kurumlar benimsemişlerdir.
Hatta bu kurumun en tepesindeki zat olan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez Mekke’de iken yaptığı açıklamada;
“İnsanların dağlarda tepelerde ellerini alınlarına koyarak hilali aramalarıyla takvim birliği sağlamamız mümkün değil..” (Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı web sitesi 22.10.2012)
Demiş ve “Sünnet ehli” olduğu iddiasını boşa çıkarırcasına, Resulullah (sas) in Sünneti olan,” “Hilali görünce oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın, hava bulutluysa ayı otuza tamamlayın.” hükmüne adeta karşı çıkmış, kendisi de ”Türkiye’deki Müslümanlardan BİR GÜN SONRA bayram yapmış ve kurbanını kesmiştir.
Hâlbuki “değil 1gün”, Mekke ile İstanbul arasında “1saatlik” bir zaman farkı bile yoktur. Nitekim Televizyonun canlı yayınında “Mekke’de öğle ezanını dinledik, 45-50 dakika sonra da İstanbul’da öğle ezanı” okundu.
Suudi Arabistan, Pakistan, İran, Bangladeş vs. ülke yetkililerinin gerekçeleri de, yaptıkları açıklamalarda, “Zilhicce ayının ilk günü, benim belirlediğim gündür” diyerek, birbirlerinden farklı iki ya da üç gün belirlemişlerdir.
Oysaki Dünya haritasını göz önüne getirdiğimizde “Neredeyse birbirlerine komşu bu ülkelerin” bu ayrılığa düşmemeleri, aynı günde Ramazana başlayıp aynı günde bayram etmeleri gerekirdi.
Peki, bu ihtilafın temel nedeni nedir?
İşin temeline indiğimizde ise, “Şer’i bir ihtilaftan” dolayı değil ”Siyasi bir ihtilaftan” dolayı, didiştiklerini, “bizi idare edenlerin, bizi KASITLI OLARAK böldüklerini”, oruca, bir gün geç başlattıklarını, daha Kurban bayramına girmeden kurbanlarımızı kestirdiklerini görüyoruz.
Ayrıca dünya Müslümanlarının özellikle içinde bulunduğu şu en acılı günlerde, en çok birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz saatlerde, “kaynaşmamızın adeta tavan yaptığı şu mübarek bayramlarımızda”, İslam Ümmetinin birlik ve beraberliğine vurulan “Fiili bir Darbe” dir bu durum.
Yüzlerce yıldır devam eden “Resul’ün Sünneti’ni hiçe saymaktır” da. Bu zulmü bu ümmete reva görenler, bunun hesabını Allah’a nasıl verecekler?
4- Peki, Fikri ihtilaf ve Fiili uygulama farkını kim ortadan kaldıracak?
“Miladi takvim” de hemen hemen tüm dünya, günleri ve ayları bire bir aynı kullanırken, İslam Ümmetinin kullandığı “Hicri Takvim” acaba neden sürekli problem haline getiriliyor bunu iyi düşünmek lazım.
Osmanlı İslam Devleti döneminde, hatta İslam tarihinin ondan önceki nice dönemlerinde, Müslümanlar arasında böyle bir problem ve ihtilaf hiç söz konusu bile olmamıştı.
Sömürgeci kâfirler, İslam Ümmetinin “Devlet Baba” diye tabi oldukları, Tebaası olmakla şeref duydukları “Osmanlı İslam Devleti’nin Siyasi varlığına, fiili son verme” işlemini gerçekleştirip, yani babalarını katledip onları, “Yetim Ümmet”haline getirdikten sonra, “Parçala, Böl ve Yut” siyaseti gereği, 30-40 parçaya böldüler.
Hatta bu günlerde daha da bölme gayreti içindeler görüyorsunuz.
Hemen akabinde de, Ümmetin, “Emir el Müminin Halifet ul Müslümin” yani “Dünya Müslümanlarının emiri ve Halifesi dedikleri Devlet Başkanı’nı, yani “Devletin başını vücudundan koparıp” sınır dışı ettiler, sürgüne gönderdiler.
O dönemin süper gücü, birinci devleti sayılan İNGİLTERE, bu katliamın baş aktörüdür ve hala ellerinden babamızın kanları damlayan cellattır.
İslam Ümmetinin Halifesiemiri ve baş imamı, “tespih tanelerinin İmamesi”durumunda olan Halifemiz ve Hilafet Devleti bu cinayete kurban gidince yani “Tespihin ipi koparılıp İmame de çöpe atılınca, Ümmetin ne Siyasi birliği ne de Fiili dirliği kalmadı.”
Görüyorsunuz değil mi KATİL İNGİLTERE, ne büyük bir cinayet işlemiş.
İşte bundan sonradır ki Hicri takvimi kullanan, mübarek gün ve geceleri, ayları “Hilale Göre” belirleyen Osmanlı İslam Devletinin yıkılmasıyla, ümmetin bu konulardaki birlikteliği de böylelikle parçalandı.
Osmanlı’nın yıkılmasıyla, sonuç olarak ayan beyan olarak görüldü ki, “İslam Devletsiz olmuyor, Devlet de İslamsız olmuyor..”
Yukarıda demiştik ki, ‘Ramazan ayının başlangıcı, bayram günlerinin belirlenmesi ve Ümmeti ilgilendiren tüm meselelerin “Nihai ve Kökten çözümü”için, İslami açıdan bir fikir ortaya koymak..’
İşte tüm dertlerimize ilaç olacak bu fikir şudur:
En azından Osmanlı İslam Devleti gibi, Ümmetin, fikri, fiili, iktisadi, içtimai yani tüm siyasi birliğini sağlayacak, katil İngiltere’nin parça parça ettiği birliğimizi Osmanlı gibi tek Ümmet tek devlet haline getirecek” siyasi bir lidere yani Halife’ye olan ihtiyacımızdır.
Çünkü İslam’a göre Halife Devlettir, Devletin başıdır, başkanıdır. Yani Halife, ruhani değil “siyasi” bir kişidir. Papa gibi ruhani bir Halife isteyenler ise, kâfirler ve gafil Müslümanlardır.
Aynen Ashabı Kiram efendilerimizin, (Allah onlardan razı olsun) Ebu Bekir Sıddık(ra) efendimize dedikleri “Ey emir el müminin, Halifet ul Müslümin, ey Allah Resulü’nün Halifesi” hitabı gibidir.
Kopartılan “tespih tanelerinin bir araya getirilip, iple imamesinin tekrar sabitlenmesi” gibi İslam Ümmetinin tüm halkları aralarındaki ”Sun’i Misakı Milli sınırları” kaldırılıp, Türkü, Arabı, Acemi, Kürdü, Çerkezi, Afganisi, Endonezyalısı vs. bir araya getirilip bir “Halife” yani “İslami bir siyasi lider” ve “Osmanlı İslam Devleti” gibi yeni bir siyasi varlık yani “Devlet”etrafında “Siyasi ve Coğrafi olarak da birleştirilir” ise,
İşte o zaman tüm dünya Müslümanları olarak, ne Ramazan ayı başlangıç ve bitiş günlerimiz ne de bayramlarımız ihtilaflı olur.
Temmuz 2012 yazıp, bu sitede yayınladığım bir makalemde demiştim ki; (BaşlıkSuriye halkı Raşidi Hilafet istiyoruz der ise)
“…ihtimalen kahraman Suriye halkı, bu uzun ve zorlu direnişin sonunda, zalim ve zorba ve de katil Beşar Esed’ı devirip iktidara geldiklerinde, biz artık Raşidi Hilafet istiyoruz, Şam’da kabri bulunan son Osmanlı Sultanı Vahdeddin Han’ın 3.kuşaktan torunu Sultan Abdulhamid Han’ı da, Emir el müminin Halifetul Muslimin (dünya müslümanlarının emiri ve Halifesi) seçtik ve ona biat ettik der ise,”
Diyelim ki, Rabbimiz, Suriye halkının bu sadakat ve ihlasına karşılık onlara zafer nasip etti ve onlarda Abdulhamid Hanı Emir el Müminin, Halifet ul Müslimin seçtiler, İşte o andan itibaren, bu siyasi lidere ve bu siyasi varlığa itaat, bize şu ayeti kerime ile farz kılındı:
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine/ emir el Müminine de itaat edin. (Nisa Suresi 59.ayet)
İslam Ümmetinin emiri seçilen, Allah’ın kitabı ve Resul’ünün sünnetini harfiyen tatbik eden bir Emir el Müminin kalkıp derse ki, “Ey Müslümanlar, yarın Ramazan ayı başlıyor ya da yarın Kurban bayramının birinci günüdür..” işte o anda tüm dünya Müslümanlarının, Emir el Müminin’in bu emrine mutlak itaat etmesi farz olur. Çünkü bu emirin yani Halife’nin rey’i bizi bağlayıcıdır, onun benimsediğini benimsemek ve ona itaat etmek Resullullah (sas)’in şu Hadisi ile farz kılındı:
“Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan etmiş ise, mutlaka Allah’a isyan etmiştir. Kim emire itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de emire isyan ederse mutlaka bana isyan etmiş olur.” (Buhari Ahkam 1, Cihad 109; Müslim İmaret 33)
Halife, hilale bakarak ya da erbabına baktırarak Ramazan ve bayram günlerini belirlemenin yanında, bilimsel teyit de aldırma anlamında Rasathaneden de görüş alabilir. Bu tamamen kendi bileceği iştir.
Ama unutulmamalıdır ki, güneşin hareketleri bizim namaz vakitlerini belirlemede ana kriterimiz ise, gökyüzündeki hilalin seyri seferi de bizim için esasi bir kriterdir.
“İnsanların dağlarda tepelerde ellerini alınlarına koyarak hilali aramaları..”diyerek bu işi alaya alırcasına küçümseyenler, Allah’ı (cc) ve Resulullah’ı (sas) ne kadar üzdüklerinin ve kızdırdıklarının farkındalar mı?
Canı gönülden inanıyoruz ki,
İslam’a ve onu tüm nizamlarına sırtımızı değil yüzümüzü dönmekle, ona hakkıyla icabet etmekle, Raşidi Hilafet Devleti’ ni yeniden inşa etmekle, bayramlarımız da gerçek kimliğine kavuşturacaktır inşallah.
Allah’ın selamı, üzerinize olsun muhterem kardeşlerim.
Kardeşiniz Bekir YETGİNBAL                   28.Ekim.2012

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Unutulmaz Bollywood Filmleri

Aynı hayalleri yaşamak..

Sana olan özlemim ..